GÖRKEM AVCI - Osmanlı İmparatorluğu'nda modernleşme süreci, 19. yüzyılda Meşrutiyet ile birlikte önemli bir dönüm noktasına ulaşmıştır. Meşrutiyet, anayasa ile meclisin varlığını ifade eden bir sistem olup, ülke yönetiminde dönüşüm sürecinin temelini atmıştır. Kısa süren I. Meşrutiyet, 1876 yılında II. Abdülhamid döneminde başlayıp 1878'de padişahın meclisi süresiz olarak tatil etmesiyle sona ermiştir. Ardından gelen 1908 Devrimi, II. Meşrutiyet'in ilanıyla daha fazla özgürlük ve halk katılımı getirmiştir.
Dönem, her şeyden önemlisi Kânûn-ı Esâsî adıyla bilinen ilk anayasayı kazandırmıştır. Meclis-i Umûmî, atanmış ve seçilmiş üyelerden oluşan Meclis-i Ayân ve Meclis-i Mebûsan ile yasama yetkisine sahip olmuştur. Bu süreçle birlikte Türkiye'de seçimlerin de görülmesi, siyasi yaşamda devrim niteliğinde bir adım olmuştur. Ancak “iki dereceli sistem”le gerçekleştirilen bu ilk seçimlerde, siyasi partilerin olmaması ve kadınların seçmen listelerinde yer almaması gibi eksiklikler dikkat çekmiştir.
II. Meşrutiyet ile birlikte, anayasa hukukçusu Tarık Zafer Tunaya'nın ifadesiyle, bu dönem Cumhuriyet'in “siyasi laboratuvarı” olarak değerlendirilmiştir. Tanzimat ile başlayan modernleşme çabaları, II. Meşrutiyet ile yeni bir aşamaya geçmiştir. Atatürk'ün düşünce yapısının şekillenmesinde bu süreçlerin katkısı büyüktür. Osmanlı'da 19. yüzyılda artan okul ve öğrenci sayısı, genç kuşakların modern eğitimle yetişmesini sağlamış ve bu da Cumhuriyet'in temel kadrolarını oluşturmuştur.
1908’de gerçekleştirilen seçimlerde, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Ahrar Fırkası'nın etkinliği, Cumhuriyet sonrası çok partili yaşama geçiş için bir başlangıç noktası olmuştur. Bu tarihlerdeki siyasi gelişmeler, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişin sürekliliğini göstermektedir. Nitekim, Fransız İhtilali’nin temel ilkelerinden hürriyet, müsavat ve uhuvvet, Osmanlı'da da önemli bir yer edinmiş, bu kavramlar modernleşmenin ve reformların temel unsurları haline gelmiştir.
Sonuç olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun çalkantılı dönemleri, Cumhuriyet'in temelini atan siyasi, hukuki ve kültürel değişimler ile doludur. Bu süreç, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolda önemli bir kıvılcım yaratmış ve demokratik normların benimsenmesine zemin hazırlamıştır.